
Hiç bazı markaların yazılarını okurken gülümsediğiniz oldu mu? Sanki eski bir dostunuzla konuşuyormuş gibi hissedersiniz. Bazıları ise o kadar sıkıcıdır ki, sizi anında uyutur. Aradaki fark nedir? Tek bir cevap var: Marka Sesi!
Marka sesi, bir şirketin “kişiliğidir”. Eğer markanız bir insan olsaydı, nasıl konuşurdu? Komik mi? Bilge mi? Enerjik mi? Yoksa sakin ve güven verici mi? İşte bu soruların cevabı sizin marka sesinizi oluşturur.
Bu, logonuzdan veya renklerinizden daha fazlasıdır. Bu, müşterilerinizle kurduğunuz duygusal bağdır. Ve en güzel yanı ne, biliyor musunuz? Sizi kopyalanamaz yapar. Kimse sizin gibi olamaz.
Peki, bu gizemli “sesi” nasıl bulacağız? Korkmayın, sandığınızdan daha kolay. Sadece biraz derinlere inmemiz gerekiyor. Hadi başlayalım!
Ses, Kimlik, Ton… Aman Kafalar Karışmasın!
İlk önce, şu teknik terimleri bir aradan çıkaralım. Genellikle üçü birbirine karıştırılır. Ama hepsi farklı şeylerdir.
Önce “Marka Kimliği” var. Bu, markanızın görünüşüdür. Sizin havalı logonuz, seçtiğiniz renk paleti, kullandığınız yazı tipleri. Yani markanızın giydiği kıyafetler diyebiliriz. Görseldir.
Sonra “Marka Sesi” gelir. Bu, markanızın kişiliğidir. Bu değişmez. Tıpkı sizin kişiliğiniz gibi. Eğer neşeli bir markaysanız, hep neşelisinizdir. Samimiyseniz, hep samimisinizdir. Bu sizin karakterinizdir.
Peki ya “Ton” nedir? Ton, marka sesinizin duruma göre değişen duygusudur.
Şöyle düşünün: Siz doğal olarak komik bir insansınız. Bu sizin sesiniz. Arkadaşlarınızla şakalaşırsınız. Ama bir arkadaşınızın morali bozuksa? Ona da mı şaka yaparsınız? Hayır. Sesiniz hala sizsinizdir. Ama tonunuz değişir. Daha anlayışlı, daha yumuşak olursunuz.
İşte markalar için de bu geçerli. Marka sesiniz (kişiliğiniz) sabittir. Ama tonunuz (duygunuz) değişir. Sosyal medyada neşeli bir ton kullanabilirsiniz. Bir müşteri şikayetini yanıtlarken ise anlayışlı ve ciddi bir ton kullanırsınız. Ama sesiniz hep aynı “siz” olarak kalır.
Müşterinizi Tanıyın: Kime Konuşuyorsunuz?
Marka sesinizi bulmanın yolu aynaya bakmak değildir. Müşterinize bakmaktır. Kime konuştuğunuzu bilmeden, nasıl konuşacağınızı bilemezsiniz.
Burada devreye “hedef kitle personası” giriyor. Kulağa karmaşık gelmesin. Bu sadece hayali bir müşteri profili oluşturmaktır.
Ona bir isim verin. ” maceracı Mert” diyelim. Mert kaç yaşında? 25. Ne iş yapıyor? Gezmeyi seviyor. Instagram’da bolca vakit geçiriyor. Hızlı tüketiyor. Esprili içeriklere bayılıyor.
Şimdi düşünün: Maceracı Mert’e nasıl hitap edersiniz? “Sayın Müşterimiz, ürünümüzü incelemenizi arz ederiz…” mi? Asla! Mert bunu okumaz bile.
Mert’e şöyle demelisiniz: “Hey! Sırt çantanı hazırla, macera bekliyor! Yeni botlarımız tam senlik!”
Gördünüz mü? Dil anında değişti.
Başka bir örnek. Diyelim ki “Organik Hayatı Seven Oya” var. Oya 40 yaşında. Sağlığına çok dikkat ediyor. Sakinliği seviyor. Güven arıyor.
Oya’ya nasıl sesleniriz? “Hemen al, süper indirim!” diye bağıramayız. Bu onu korkutur.
Oya’ya şöyle demeliyiz: “Doğanın saflığını sizin için şişeledik. Günün yorgunluğunu atın. Huzurla için.”
İkisi de harika müşteri. Ama ikisiyle de aynı dilde konuşamazsınız. Personanızı netleştirmek, sesinizin yönünü bulmanızı sağlar. Onların dilini konuşun, kalplerini kazanın.
Sürüden Ayrılın: Benzersiz Olma Sanatı
Marka sesinizi bulurken yapılacak en büyük hata nedir biliyor musunuz? Herkes gibi konuşmak.
Rakiplerinizin web sitelerine bir bakın. Büyük ihtimalle hepsi aynı kelimeleri kullanıyordur: “Kaliteli hizmet.” “Yenilikçi çözümler.” “Müşteri memnuniyeti.”
Bu kelimeler o kadar çok kullanıldı ki, artık hiçbir anlam ifade etmiyorlar. Sadece gürültü yaratıyorlar. Okuyucu bunları görmezden gelir. Sıkılır.
Sizin amacınız sıkıcı olmak değil. Sizin amacınız hatırlanmak!
Eğer tüm rakipleriniz resmi ve ciddi bir dil kullanıyorsa, belki de sizin neşeli ve samimi olmanız gerekiyordur. Eğer herkes bağırıyorsa, belki siz fısıldamalısınız.
Benzersiz bir dil yaratmak, cesaret ister. Kendi değerlerinizden yola çıkın. Sizin markanızı özel kılan nedir? Dürüstlük mü? Belki çok dürüst, şeffaf bir dil kullanmalısınız. Hız mı? O zaman enerjik, kısa ve net cümleler kurmalısınız. Eğlence mi? O zaman esprili olun, kuralları yıkmaktan korkmayın.
Şu egzersizi yapın: Markanızı üç kelimeyle tanımlayın.
Örnek: “Neşeli, Basit, Yardımsever.”
Örnek 2: “Bilge, Güvenilir, Sakin.”
Şimdi, markanızın olmadığı üç kelimeyi seçin.
Örnek 1 için: “Değiliz: Kibirli, Karmaşık, Ciddi.”
Örnek 2 için: “Değiliz: Aceleci, Havalı, Sıkıcı.”
İşte bu kadar! Artık bir pusulanız var. Yazdığınız her metni bu kelimelere göre kontrol edin. “Bu yazı ‘neşeli’ mi? Yoksa ‘ciddi’ mi kaçmış?” Bu size yol gösterecek.
Sesi Her Yere Taşıyın: Tutarlılık Kraldır
Tebrikler! Harika bir marka sesi buldunuz. Peki şimdi ne olacak?
Bu sesi sadece Instagram postlarınıza saklayamazsınız. Tutarlılık, güvencin temelidir. Müşterileriniz sizden her yerde aynı “kişiliği” görmeyi bekler.
Instagram’da çok komik ve samimi olup, web sitenizin “Hakkımızda” kısmında robot gibi konuşamazsınız. Veya müşteri hizmetleri e-postalarınızda resmi bir dile dönemezsiniz. Bu, kafa karışıklığı yaratır.
Marka sesiniz nerelerde olmalı?
- Web sitenizin her köşesinde. (Ana sayfa, ürün açıklamaları…)
- Tüm sosyal medya paylaşımlarınızda. (Evet, LinkedIn dahil!)
- Müşteriye giden her e-postada.
- Reklam metinlerinizde.
- Hatta 404 hata sayfanızda bile! (Sıkıcı bir “Sayfa bulunamadı” yerine, esprili bir mesaj harikalar yaratır.)
Bunu sağlamak için küçük bir “Marka Sesi Rehberi” hazırlayın. Ekibinizdeki herkesin bu sese sadık kalmasını sağlayın.
Unutmayın, marka sesi sizin imzanızdır. Sizi diğerlerinden ayıran parmak izinizdir. Robot olmayı bırakın. Markanızın harika kişiliğinin parlamasına izin verin. Şimdi gidin ve kendi sesinizle konuşun!
Bir yanıt yazın